Retinol Efsanesi: Nedir, ne işe yarar, kimler kullanmalıdır?

adriana-lima backstage

Retinol, cildin hücre yenilemesini hızlandıran ve kolajen üretimini tetikleyen A vitaminin bir çeşididir. Anti-age ürünlerinin incisidir. Yaş 35 olunca estetik müdahalelerden önce yavaştan başvurulması gereken son çıkıştır. İsterseniz daha genç yaşlarda da başlayabilirsiniz ama ben 30-35 yaş arası başlamanın uygun olduğuna inananlardanım.

Retinolün yaşlanma karşıtı ürünlerde bulunan Salicylic asit ve C vitamininden daha etkili olduğu göz ardı edilemez. Diğer anti-aging ürünlerine kıyasla daha güçlüdür. Kolajen üretimini hızlandırır, ince çizgileri ve kırışıklıkların görünümünü azaltır, cildin yüzeyini daha yumuşak yapar ve hiper-pigmentasyonu düzenler. Akneye, sivilceye iyi geldiği bile söylenir. Ama şunu unutmamak lazım ki, bu bir peeling değildir.

Retinol kullanırken dikkat edilmesi gereken önemli bir detay vardır. O da kullanmaya başlarken ufaktan, yavaş yavaş başlamaktır. Anti-aging ürünlerin içinde belirli oranlarda retinol vardır ama yüksek oranda bulunanlardan değil, daha düşük, % 0.2 gibi oranlarla başlamak faydalı olacaktır. Hatta uzmanlar en başta haftada bir olarak başlayıp, takip eden hafta 2 sonraki hafta 3 defa vs gibi artırarak kullanılmasını önerirler. Bir de retinolü sabah değil, gece rutininizin bir parçası olarak görmeniz gerekir çünkü cildi hassaslaştırır. Sabah rutininizde ise güneş koruyucunuzu eksik etmemelisiniz. Önceki yazılarımda bahsettiğim gibi, kışın güneş ışınlarını bariz şekilde görmeseniz de, cildinize zarar vermeye devam eder bu yüzden nemlendiricinizden sonra güneş koruyucunuzu sürmelisiniz, aksi takdirde hassaslaşan cildiniz hiper-pigmentasyona davetiye çıkarır ( ve tabii ki de kırışıklıklara).

Piyasada retinol içeren onlarca hatta yüzlerce ürün olsa dahi, Türkiye piyasası bu konuda biraz kıt. Ben son zamanlarda, ülkemizde olmayan (Bazı Instagram hesapları satıyor, tabii güvenirseniz) The Ordinary markasının saf retinolünü kullanıyorum. Eğer yolunuz Milano’ya düşerse, katedralin dibindeki meşhur La Rinascente mağazasının ek Annex binasının kozmetik bölümünde bu markayı bulabilirsiniz. Fiyatı 7 Euro civarıydı.

the ordinary

Tabii şu an dünyada en tanınan, en Holy Grail ürün, celebrity cilt bakım uzmanı Shani Darden’in kendi markasının “ReSurface” isimli 95 dolarlık ürünü:)

Retinol-Reform_0c9dab4e-4059-4382-a58a-3fe3b2b9c1f0_1024x1024

TR’de bulunabilecek sağlam bir retinol ürünü, Dr.Murad’ın Retinol Youth Serum’u. Fiyatı 1000 lira civarı.

dr-murad-retinol

Tabii bu kadar paralar bayılmayabilirsiniz. Çoğumuzun aklına gelmez ama yılların eczane markası RoC’ta retinollü ürünler mevcut. Pro-Correct serisinin içinde hem retinol hem de bir diğer popüler anti-aging içeriği Hyaluronic asit mevcut. Fiyatı da 120 lira civarı.

roc_pro_correct

Peki yazının başına niye Adriana Lima’nın Victoria’s Secret 2018 Backstage fotosunu koydum? Yüz dolgularını takdir etmek için. Gördüm ve vay be dedim. Neredeyse 19 yıl önce ilk VS defilesine çıktığındaki gibi baby fat enjekte etmişler kadına. Gerdirmeler botokslar falan da var. Ya onun yaptığını yapacaksınız ya da paşa paşa retinollere asılacaksınız kızlar…Benim oyum retinollerden yana.

 

 

 

 

 

Reklamlar

Help! Dört bir yanım likit aydınlatıcı!

Başlıkta neden “Help! Yardım!” dedim biliyor musunuz? Hani derler ya herkesin bir şeye karşı zaafı vardır. Benim makyaja var. “Eeee, bizim de var” dediğinizi duyar gibiyim. Ama benim durumum ciddi. İtiraf ediyorum, ben bir AYDINLATICI MANYAĞIYIM!

Ve artık nereye baksam aydınlatıcı bulabiliyorum. Pudra formunda olanı, krem olanı ve de sıvı olanı. Ve kaliteleri gittikçe daha da iyiye gidiyor, böylelikle high-end bir ürün almama gerek kalmadan, Gratis/Watsons’a gidip, indirimden uygun fiyatlısını alabiliyorum. Siz makyaj severlerle de bu iki mağazada bulabileceğiniz ürünleri paylaşmayı bir borç bilirim.

  1. İlk olarak The Balm‘ın yaz başında çıkardığı. Daha açık, şampanya olanı Mary Dew, daha koyu, şeftaliye çalanı Bonnie Dew Manizer.

BonnieDew

MaryDew

2. L’oréal’in şeftali kokan serisinin bir parçası olan (ama şeftali kokmayan) Glow Mon Amour likit aydınlatıcı. Bunun da iki farklı tonu mevcut. Harika parlıyorlar ama dokusu bana birazcık yağlı gibi geldi. Kol, bacak ve göğüs dekoltesinde efsane duracaktır.

Sparkling Love

glow amour light

Loving Peach

glow amour

3. NYX Born To Glow Liquid Illuminator. Aşağıdaki Gleam rengi. Ben de var var bütün yaz boyunca nemlendiricimle karıştırıp bacaklarımı da parıldattım. (Nuxe’ün simli kuru yağına da uygun bir alternatif olmuş oluyor hem de daha kalıcı)

born to glow

Photo Credit: @mellyFmakeup

4. Sadece Gratislerde satılan Wet n Wild’ın Megaglo serisinden Hello Halo likit aydınlatıcı. Kapatıcı tarzı sünger ucu ile kullanımı da çok rahat. Ben Guilded Glow‘u kullanıyorum. İndirimden 12 liraya mı ne almıştım. Yes!

megaglo

Renklerini de netten buldum:

hello halo liquid

Photo Credit: Pinterest

5. Maybelline Gigi Hadid Collection. Şu an Trendyol’da %50 indirimdeler. Gold ve Iridescent tonları bulunuyor. Aşağıdaki fotoya bakmayın, pek de pigmentasyonları yok ama fondötenle karıştırıp, matlığını hafifletmek için birebirler.

liquid strobe

Yazardan ufak bir tip: L’oréal ve Maybelline ürünleri daima Trendyol’da bulunabiliyor ve çoğu zaman indirimlerden daha uygun bir fiyata satın alabiliyorsunuz. 

The Balm’dan Yepyeni Bronzerlar

Gerek renkli ve yaratıcı ambalajları, gerek kalitesiyle Gratis’e gitme sebeplerimizden, efsane Bahama Mama bronzerından sonra çıkarttığı Balm Desert fos çıkınca ve makyaj piyasasının her yerinden birbirinden kaliteli ve havalı bronzlaştırıcılar fışkırınca, sanırım artık yeni ürünlerle hayranlarımızı şaşırtmalıyız diyerek The Balm Cosmetics 3 tane yeni bronzer çıkarttı.

İsimleri ve ambalajları yine ilgi çekici, turunculuktan uzak 3 farklı tonla kendine hayran bıraktıracağını düşündüğüm bronzlaştırıcılar, ki daha yeni Gratis’te testerlarına baktım, kelimenin tam anlamıyla muhteşemler!

Özellikle bu 3 farklı ton olayı gerçekten de çok akıllıca. Bakın arkadaşlar; ben, ortaokul döneminde her tondan kızın, aynı renk Guerlain pudrayı boyunlarına sürmeyip, maske takmış gibi dolaşanlarının jenerasyonundan geliyorum ve bronzerlarda bu çeşitliliği gördükçe duygulanıyorum. İnanıyorum ki, en açık tenli kadınla en koyu buğday kadına uyacak şekilde tasarlanmış bu bronz pudralara bağımlı olacaklar illa ki olacaktır.

Daha uzatmadan, tonlar ve isimleri şu şekilde:

  1. Oliver: İçlerinde en açık olanı. Bronzlaştırıcı olsa bile esmerler için günlük pudra olarak bile kullanılabilir.

Oliver

2. Thomas: Kumrallar için uygun tonda bir bronzlaştırıcı.

Thomas

3. Greg: İçlerinde en koyu olanı ve turuncu alt tonlu olmamasından ötürü de muhteşem bir kontür tonu.

Greg

Sanırım ilk indirimde Gratis’te kasaya gidip şu cümleyi kuracağım: “Bana ordan bir Greg lütfen!”

(Yazarın kafasının içindeki ses: Amerika’da satış fiyatı 17,50 dolarmış, bu da Türk lirasına vuruncaaa……..çööööşşşşş!!!)

Yes Honey! Netflix’in Gülleri

Queer-Eye-Featured.jpg

Bundan bir 10-15 sene önce “Boş zamanlarınızda ne yapıyorsunuz?” sorusu yöneltildiğinde cevaplarınız muhtemelen “uyumak, spor yapmak ya da kitap okumak” olurdu. 2018 yılına hızlıca ileri sardığımızda ise bu sorunun cevaplarının arasına, hatta ilk sıralarına “Netflix izlemek” ekleyiverdik.  Her ne kadar 1997 yılında Kaliforniya’da kurulan bu platform ülkemize bir kaç sene önce gelmiş olsa da, yıllarca korsan sitelerle kovalamaca oynayan biz gariban Türklere “online dizi/film izleme kültürünü” bilinçaltımızın daha da derinliklerine yerleştirdi ve neredeyse her tarza hitap eden, dizi ve filmlerle boş zamanımıza yayılan Netflix’den kopamaz hale geldik.

Eskiden yayınlanmış olan, 10 sezona varan dizilerin tüm bölümlerini, canımız istediğinde baştan sona izlemeyi hangimiz sevmedik ki? (AKA Binge-watching). Her türlü can sıkıntımızdan uzaklaşmak için izlemek bir yana, itiraf edelim, popüler kültürden kopmamak için Netflix, adeta hayatımızın bir nevi Instagram’ı haline geldi.

13 Reasons Why,  Rick and Morty, La Casa de Papel, Black Mirror, Narcos derken,  bundan bir kaç hafta önce çok da ilgimi çekmeyen bir janra olan, reality show dünyasına parmak ucumu değdirdim ve yakın bir arkadaşımın tavsiyesiyle ilk defa 2003-2007 yılları arasında yayınlanan “Queer Eye for a Straight Eye” dizisinin bir re-make’i olan 2018 yapımı “Queer Eye” dizisini izlemeye başladım. Bu aslında bir reality show ve bunu izlemeye ihtiyacınız var (Umarım homofobik değilsinizdir) 5 tane gey erkeğin bir araya gelip, birinin (genellikle heteroseksüel) hayatına 1 haftalığına dalıp, onun evini, yaşam tarzını ve dolabını baştan yaratması konu edilen ama aslında izlediğiniz her dakikasında “İnsanlıktan hala umudum var” dedirten, sizi gülümseten, kahkalara boğan ve çoğu zaman da ağlatan bir program bu.

Kendilerine “Fab Five” diyen bu muhteşem beşli: Mekan tasarımından sorumlu Bobby Berk, kültürden sorumlu Karamo Brown, stilden sorumlu Tan France,  yemek ve şaraptan sorumlu Antoni Porowski ve de izlediğinizde muhtemelen benimle hem fikir olacağınız, şovun en bomba karakteri, bakımdan sorumlu Jonathan Van Ness’ten oluşuyor.

Konusunu duyduğunuzda kulağa çok sıradan gelebilir ama bu programı izlediğinizde 5 tane geyin bir araya gelip klişeler ötesi, ruhsuz baştan yaratma hikayeleri izlemiyorsunuz. Değişime açık olan, en yakınlarından biri tarafından aday gösterilen gönüllü kişi kapıyı açtığında, bu beş adam içeriye tarifi olmayan bir enerjiyle içeriye girip, o insanı ve çevresindekileri sevgi yağmuruna tutuyor ve 1 hafta içinde bu kişiyi, kendine birazcık daha güvenen ve eski haline kıyasla daha pozitif bir hale getiriyor. Toplumdaki gey klişeleriyle bizzat kendileri de dalga geçmenin yanı sıra, siyahilere olan şiddet, dinlerin ve toplumun geylere olan önyargılı tutumu gibi güncel sorunlara dikkat çekip, izleyeneleri empati yapmaya davet ediyorlar.

Şu ana kadar sadece 2 sezonu yayınlanan ve her bir sezonu 45 dakikalık 8 bölümcükten oluşan bu programı konusu için olmasa bile, Pakistan/İngiliz melezi Tan’in sıcacık gülümsemesi ve aksanı için; Karamo’nun cesaretlendirici, babacan tavırları, şeytan tüylü Antoni’nin yampirik tebessümü ve de Jonathan’ın “Yeaassss honeyyyy”leri için bile izlemeye değer.

queer

Photo Credit: Netflix

Soldan sağa: Bobby, Karamo, Tan, Jonathan, Antoni.

 

 

 

 

 

 

Bir Devir Kapanıyor: Hoşçakal Naked Palet!:(

Naked 1

Yıl 2010. Henüz genç bir marka olan Urban Decay, içinde hem doğal hem ışıltılı hem koyu hem açık tonlarda bir paleti piyasaya sürer. Bu palet o kadar popüler olur ki, ardından 2’si 3’ü çıkar, marka gittikçe daha da meşhur olur, sonra gelsin Vice’lar, Heat’ler. Bakın bu bir dramdır. Far paleti kavramını dünyaya ve Türk kadınına alıştıran bu palettir. Bu, “NAKED” dır. Piyasaya sürüldüğünden beri dünya çapında 30 milyondan fazla adetle, 1 milyar dolarlık satış yapmış, kült bir far paletidir. Kaldı ki, UD markası, Ağustos itibariyle artık Naked 1 paletinin üretilmeyeceğini duyurdu. Ardından gelecek yeni ürünlere yer açmak için bu stratejiyi izlediğini belirten firmanın, üzülerek de olsa bu kararı verdiğini öğrendim. Aslında haksız da sayılmazlar. Naked 2 ve 3 hala satışta, Naked Heat palet hala çok sevilenler arasında. Yani Sephora’ya gittiğinizde, o standa daha ne kadar fazla palet görebiliriz ki, değil mi?

En çok satan paletlerinin üretiminin durdurulması şerefine, Nicole Richie ve ünlü youtuberlarla trajikomik (!) bir veda videosu da hazırlamışlar. Tıklayarak izleyebilirsiniz.

Bye bye Naked 1

 

Bu Kış Ne Giyeceğiz?

Ve yine yeniden moda gibi yüzeysel mevzulara yoğunlaşıp, gerçek hayattaki sıkıntılarımızdan birazcık da olsa uzaklaşıyoruz ve bu sonbahar-kış ne trendleri göreceğiz, nerelerde bunları bulabileceğiz mevzusunu konuşuyoruz.

Hepimizin bildiği üzere Zara, Stradivarius, Pull&Bear, H&M gibi fast-fashion markalar elimizin altında ve moda olan ne varsa bu mağazalarda bulabileceğiz. O zaman başlayalım…

  1. Teddy Coat, yani peluş kabanlar. Bunların öncüsü bildiğim kadarıyla Max Mara. 2014 yılı podyumlarından beri etraftalar ama 2017 kışında kelimenin tam anlamıyla comeback yapıyorlar. Türk lirasıyla 8 bin civarı fiyatları var. İhi. H&M’de 500 lira olanı da bir dergide gördüm. Ama muhtemelen Beyoğlu’ndaki pasajlarda daha ucuzunu bulabiliriz.

Teddy coat

2. Sock boots, yani çorap botlar. Bilekte bitenler ve hemen diz üstünde biten, elastanlı renkli kumaşlıları Zara ve Pull&Bear’da renk renk görmeye başladık bile. Bu trend geçen sene hafiften başlamıştı. Balenciaga asıl öncüsüdür. Hatta çiçekli olanı gözleri kamaştırır. Giyebilmek için en önemli şart, sosis bacaklara ve Ronaldo baldırlarına sahip olmamaktır. Yani ben giyemeyeceğim:)

balenciaga

9usr_636293692778381844460x547

3. Bere ama Barette olanlar. Ben ressam şapkası diyorum onlara. Çok trend olacaklar. Maalesef her yüz tipine uymayacak. Her kafa şekline de oturmayacak. Hele ki benim gibi koca kafalılar uzaktan beğenecek. Koyu kırmızı yünlü olanlar ve siyah deri olanlar ekstra cool duracak.

nakd_beret_hat_1015-000605-0002-09

Hey Alexa!b644f90990e5a45edf49e0cefad59755

4. Ekose her şey ama özellikle ekose blazer ceketler. Zara’dakilerin kesimlerine bayıldım. Maalesef artık her şey çok fiyatlı. Çok güzel Türk markaları olsa da, kendimize engel olamayıp yine gidip gavur malı alıyoruz. Ülkemizin de muhteşem stabil ekonomisi ve çalkantısız gündemi sayesinde durmaksızın sapıtan döviz kurlarımızla 2 yıl önce 39.99’a aldığımız bluzlere 59.99 ödemeye başladık bilmem farkında mısınız? Böyle olunca Zara ceketler de 200-250 liradan aşağı değil.

Fashion-News-Women-CoatsJackets-Isabella-Premium-Check-Tailored-Blazer

Takımın içine tezat tonlarda slogan-tee giyerek cool olunuz pls.

grey-checked-blazer

5. Faux Fur Jacket yani çakma kürk görünümlü, tercihen canlı renklerde peluş montlar. Son 2 senedir rahatlıkla nötr tonlularına ulaşırken, artık daha da abartılı ve iddialı renklerde bunları jean dahil her şeyle kombinleyebilirsiniz.

14-j-crew-presentation-pink.w245.h368.2x

7825690-1-blue

2-trendy-faux-fur-long-coat-ideas-16

Bu kadar tüylü giyim ürünü varken aksesuarlarının olmayacağını düşünmediniz herhalde? Aşağıdaki Topshop çantada fena gözüm var. Önümüzdeki günlerde Londra’ya giden? 🙂

TS24S08MCAM_Zoom_F_1

Bisous…

Benjilicious

 

 

 

 

Yaz bitse bile güneşten korunmaya devam

Yazın insanların güneş kremi satın aldığını görünce, deniz kenarında kremlendiklerini, özellikle de çocukları denizden çıkınca kremi tazelediklerini görünce inanılmaz mutlu oluyorum. Neden mi? Bu, insanların cilt kanserini ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor. İnsanlar artık bariz daha bilinçli…

Dört bir yanımız kanserin türlerine yakalanmış insanlarla çevriliyken, medyanın da güneşten korunmaya daha fazla değinmesi umut verici (Gerçi belki de kozmetik firmaları insanlar ürünlerini satın alsın diye medyaya bir şeyler veriyor ama yine de…) Yaz boyunca gazete ve dergiler de güneşten korunmanın önemi bangır bangır duyuruyor. Özellikle kadın dergileri, yaşlanmayı en çok etkileyen faktörün güneş olduğunu her sayısında dile getiriyor ve ürün önerilerinde bulunuyor.

Tabii her ne kadar yazın güneş kremi kullanmayı alışkanlık edinmiş olsak da, kışın da bu alışkanlığın devam ettirilmesini bilen insanlar azınlıkta. İnsanlar güneş ışını görmediklerinde güneşin zarar vermeyeceğini zannediyorlar, oysa ki ne kadar yanlış bir algı. Kış aylarında UVB radyasyonu azalsa da UVA radyasyonu azalmaz ve yerdeki kardan bile yansıma yapıp, camlardan içeri sızıp cildinize zarar verebilir. Dağa çıkan, kayak yapan ve yüzüne krem sürmeyen insanlar nasıl kıpkırmızı oluyor dersiniz?

İş bu kadar ciddiyken, size kışın makyajın altına da uygulayabileceğiniz güneş kremi önerilerinde bulunacağım:

Clarins UV Plus Day Screen Multi-Protection (212 TL): Benim de yıllardır vazgeçemediğim, incecik yapısıyla yağlı ciltlere de uygun, tam 50 koruma faktörlü, kokusuz krem

18386180301-1

Yves Rocher UV Beauty Shield (70 TL): Clarins’e uygun fiyatlı bir dupe. SPF 50. Hiç kullanmadım. Fiyatı bir Yves Rocher kremi için pahalı geldi. Sephora indirimlerini bekleyip daha high-end bir ürün satın almayı tercih ediyorum ama bunu kullanıp çok memnun olan Youtuberlar gördüm.

41CO12XaiLL._SY679_

Kiehl’s Ultra Light Daily UV Defense (169 TL): Bu Kiehl’s’ın geçen sene çıkardığı ince yapılı ve mineral içerikli bir krem. İlk çıkan kremlerinden 2 tüp bitirdim ama bu son çıkanın akneye eğilimli ve yağlı ciltler için daha uygun olduğu iddia ediliyor. Yine de 169 lira çok geliyor.

ultra-light--uv-defense-mineral_50ml-os.jpg

Dior Capture Totale Multi-Perfection UV Base (252 TL): Hem güneşten koruyucu hem de hücre yenilemeye yardımcı high-end bir ürün. Dior, Capture Totale serisine çok güveniyor. Yine de reklamlarında boooolcana photoshoplanmış Eva Herzigova’yı kullanarak bizi kandıramayacağını bilmesi gerekir. Bir güneş koruyucu için çok pahalı ama “Ben ürün kullandım mı az ama öz kullanırım” diyenlerdenseniz ve paraya kıyacaksanız, bu sizin ürününüz.

 

Review Dior Capture Totale Multi-Perfection UV Base SPF50 DECOR.jpg

 

Unutmayın, deriniz vücudunuzda bulunan en büyük organ. Kışın kapalı giysilerle vücudunuzu koruyabilirsiniz ama yüzünüz hep açıkta, ona iyi bakın. 🙂

 

 

 

 

 

 

 

Cilt Bakım ve Makyaj Ürünleri Hangi Sıralamada Uygulanmalıdır?

-malıdır ayrı yazılmıyordu değil mi?:) Hem -misin -musunu, -deyi -dayı bitişik yazan o kadar insan varken arada bir neden ben de bazı kelimeleri yanlış yazmayayım ki?:)

İmla hataları bir yana krem- fondöten, kapatıcı vs uygulaması bir yana. Bir çok insanın nemlendiriciden bile haberi yok iken, birazdan aşağıda sıralayacağım bunca ürünün kullanımından bahsetmek birazcık absürd olabilir ama n’apalım?

Şimdi…Sabah yüzünüzü yıkadınız, toniklediniz (toniklediniz di mi?) sonra cilt bakım serumu, sonra göz kremi sonra nemlendirici. (Nemlendiricinizin üzerinde “göz çevrenize uygulamayınız” yazmadığı sürece göz kremini pas da geçebilir, nemlendiricinizi de göz çevrenize uygulayabilirsiniz ama tavsiye etmem) Sonra güneş koruyucu. Bakın bu cilt bakım sıralaması. Daha geç kırışmak istiyorsanız, cildinizi muhakkak nemlendirmeli ve güneşten korumalısınız.

Sonra gelelim makyaj uygulamasına…

  1. Makyaj bazı, nam-ı diğer Primer. Önerilerim: Benefit Porefessional, NYX Angel Veil ya da Maybelline Baby Skin. 
  2. Kaşlar. Kaş kalemi, kaş rimeli. (Bunu bazen göz makyajı sonrasına erteliyorum) Kaş kalemi olarak Anastasia Brow Wiz favorim, kaş rimeli olarak da NYX Tinted Brow Mascara.
  3. Göz makyajı. Farlar dökülme yapacağı için, cilt ürünlerinden önce göz makyajını yapmak daha mantıklı geliyor artık bana. Ayrıca neredeyse bütün Youtuberlarda bunu gözlemledim. Eğer göz kapaklarınız çabuk yağlanıyor ve ürünler birikme yapıyorsa da makyajı bazı da uygulayabilirsiniz. Önerim Urban Decay Primer Potion ya da MAC Paintpotlar.
  4. Eyeliner. Jel, kalem, likit. Jel olarak Bobbi Brown, kalem olarak MAC Prolongwear, likit olarak L’oréal.
  5. Maskara. Önerilerim NYX Doll Eye, Maybelline Lash Sensational.
  6. Fondöten. Cilt tipine göre değişir. Ben  yağlı cildim için NARS Velvet Matte Skin Tint kullanıyorum ama yaz için daha ince yapılı MAC Studio Waterweight kullanacağım. Velvet Matte kuru ciltlere uymayacaktır ama Waterweight her cilt tipine uygun. MAC’tekiler yağlı ciltlerin muhakkak primer üzerine uygulamasını söyledi.
  7. Pudra. Sabitleme, ki üzerine allık sürdüğünüzde fondöten üzerinde çamur etkisi olmasın. NARS pudra ya da Kryolan’ınki.
  8. Highlighter yani aydınlatıcı. Sleek’in paletiyle aşk yaşıyoruz. Esmer tene en güzel gideni Precious Metal olanı. Solstice de güzel ama bana pek günlük gelmiyor. Aslında en güzeli Cleopatra’s Kiss olanı ama Türkiye’ye getirmiyorlar. Artık “Varoş Türk kızlarına ne satsak alırlar, diğer ürünlerimiz neymiş araştırmazlar, Pinterest ve Instagram kullanmayı da bilmezler” mi diyorlar bilmiyorum. Paranız çoksa Anastasia Sun Dipped Glow Kit de kullanabilirsiniz.
  9. Dudak kalemi, ruj, parlatıcı vs. Son zamanlarda takıldığım MAC Mehr ruj ve Soar dudak kalemi.
  10. Makyaj sabitleyici. MAC Prep + Prime Fix Plus’a kokusu yüzünden bayılıyorum ama vicdanım el vermediğinde hayvanlar üzerinde test yapmayan NYX’in Dewy Setting Spray alacağım. Bloggerlar Fix Plus’un Dupe’u olduğunu söylüyorlar.

Sonra da Kylie Jenner gibi gezerseniz ortalıkta:)

Yoksa siz hala nem maskesi kullanmıyor musunuz?

Söz konusu yaşlanma olunca gözlerin bozulması, kilo alma ya da saçların beyazlamasından önce açıkçası benim aklıma kalitesi bozulan cilt geliyor. Yaş aldıkça cildimizde doğal olarak bulunan kolajen miktarı azalır ve sonuç olarak elastikiyet kaybı yaşanır. Ayrıca cilt dokularının nemi tam olarak tutamamasından dolayı da cilt matlaşır. Bunu engellemenin mucizevi bir çözümü yoktur. Ekstrem bir çözüm olarak  estetik operasyonlar akla gelir ama bunlar hem maaliyetlidir hem de acı vericidir.

Ben doğal yollardan yaşlanmaktan yanayım. Bu kadar zahmet yerine, cilde gerektiği nemi vererek, o dolgun aydınlık görüntünün mümkün olduğunca devam ettirilebileceğini inanıyorum. Sigara içmeyerek, alkolü kararından tüketerek, bol su ve sebze-meyveyle cildi içten besleyerek ve dıştan da bolcana nemlendirerek cildimizi hep bi’ eksi 10 yıl gösterebiliriz. Bir de unutulmaması gereken bir şey vardır ki o da yaz-kış güneş koruyucu kullanmak. Bunu gerçekten bir çok kişi umursamıyor ama cildimize en çok zarar veren dış etken güneştir.

Tabii yaş aldıkça bahsettiğim cilt bakım rutini yetmez oluyor. Cildi daha da yumuş yapmak için ve kaybettiği nemi geri vermek için nem maskeleri de kullanmak gerek. Bir süredir kullandığım maskeleri ve bunlarla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak isterim.

  1. Caudalie – Moisturizing Mask

Blogumu takip edenler Caudalie ile aşk yaşadığımı bilir. 3. defa aldığım favori nem maskesidir. İnce çizgileri açar, cildinizi yumuşacık yapar. Temiz cilde uygulayıp 5-10 dakika bekletip, eğer gece uyguluyorsam kağıt havluyla fazlalığı siliyorum. Gündüz, makyajdan önce uyguluyorsam ayrıca yüzümü yıkıyorum. Aksi takdirde gün içinde cildim makyajı kusuyor ve parlama yapıyor.

2. The Body Shop – Honey & Oat Mask

Bu maskenin öyle bir mazisi vardır ki. Bir süre önce ambalajı değişen efsane maskenin yulaf ve bal olmak üzere iki ana bileşeni vardır. Normal ve kuru ciltlere yönelik olsa da, yağlı ve karma ciltlerin uygulamasında bir sakınca görmüyorum. Şöyle ki; ürünü iki şekilde kullanabiliyorsunuz. Bir, temiz cilde uygulayıp 5-10 dakika bekletip yıkıyorsunuz, böylece bal nemlendirmiş oluyor. İki, yine ilk adımda olduğu gibi uygulayıp bekletip, parmaklarınızla dairesel hareketlerle peeling yapıp duruluyorsunuz. Ben genellikle ikinci şekilde uyguluyorum.

Uzun zaman önce peeling için mikropartiküllü ürünleri bıraktım. Peelinglerin içindeki minik topçuklar, biliyorsunuz ki doğada çözünmüyor ve okyanusları kirletiyor. Ben ölü derilerimden kurtulacağım diye neden çevreyi kirleteyim ki, di mi? Ama bu maskenin içeriğindeki yulaf o topçukların yerine geçiyor  ve hatta çok daha hassas bir şekilde, cildinizi çizmeden ölü derilerden kurtulmuş oluyorsunuz. Sonuç yumuşacık bir cilt.

3. Yves Rocher – Hydra Végétal Intense Hydrating Mask

Yalan yok, bu maskenin cildime hiçbir hayrı dokunmadı. Jel kıvamında olduğu ve ferah bir his verdiği için aşırı yağlı ciltler ya da çok genç ciltler sevebilir ama yaşınız 30’u geçmişse ve nemlendirme klasmanında bir tık üstü hedefliyorsanız bu ürün sizi kesmeyecektir. Kaldı ki, ben de yarısına gelmeden çöpe attım.

Yaz sezonunda insanların üzerinde görmekten gına gelecek 8 trend

Öncelikle: Bu post, referandum sonuçları açıklanmaya başladığı sırada, yavaştan malum sonucun çıktığını görüp, şaşırmayıp, ülkenin haline üzüle üzüle, benim gibi düşünmeyen insanların yaşam enerjimi emmesine izin vermeyip, “yüzeysel müzeysel, ben moda ve makyaj üzerine yazacağım” baş kaldırısıyla, ülkenin vaziyetinin farkında olup, “artık yeter, ne olacaksa olsun” diyip, müthiş bir boşvermişlik edasıyla yazılmıştır. Yazar tamamıyle kendi kafasına göre takılmıştır. F.y.i.

Devam ediyorum…

Her ırkın kadını gibi, biz Türk kadınları da modayı kendimizce takip ederiz. Bazı insanlar modayı takip eden kişilere “ay ne kadar feyşınıbıl (!) bi hatun” dese de aslında Zara, Mango, Pull&Bear tarzı mağazalardan alışveriş eden insan, zaten otomatikman modaya uygun giyinmiş oluyor. Yani burda bir “vauv faktör” söz konusu değil.

Şimdi gelelim trendlere…

  1. Kadife trendi:

2016 Sonbahar/Kış sezonunda hayatımıza girip, yaz sezonunda da devam edecek yegane trend. Üst olarak çok beğendiğim ama alt giyimde mesafeli yaklaştığım akım. Hele ki bizim gibi alt kısmı üstten bir-iki beden büyük olan ırkta, kötü gözükmeye çok yatkın durum. Benim için en güzel olduğu durumlar: Sweatshirt ya da t-shirt.

kadife.jpg

2.. Yırtık pırtık t-shirtler:

Kanye West megalomanının başlattığı vahim trend. Evsiz barksız görünüm. Bütün mağazalar bunlarla doludur. Bkz. Vitrinler.

ripped.jpg

3. Korse detayı:

Viskon, pamuk elbiseler ve bluzlerde bele iliştirilmiştir. Yuvarlak hatlı kadınların kıvrımlarını vurgular, zayıf kadınları ise daha kıvrımlı gösterir. Ben beğeniyorum.

korse.jpg

4. Denim-on-denim:

2015 kışından beri devam eden, bitmek bilmeyen trend. Çok tintli denimlerle karıştırmadığınız sürece desteklenebilir.

denim on denim.jpg

5. Denizkızı teması:

Üzerinde “mermaid” içeren kelimelerin olduğu sloganlar ya da denizkızı kuyruğu olan designları o kadar çok göreceksiniz ki fenalık basacak.

mermaid.jpg

6. Bilekte biten, tercihen püsküllü jean:

Paçaları tam bilekte biten kot pantolonlar. Zara’dakini son 2 haftadır 10 kişide gördüm. Normalde boyu kısa, bacak boyu kısa ve balık etleri kadınlarda güzel durmayan trend, engel tanımadan herkesin üstünde olacak.

püsküllü.jpg

7. Lace up detayı:

Yani bağcık detayı. Her yerde, her şeyin üstünde. Özellikle de belde ya da omuzda.

lace up

8. Şişme kol sweatler:

Pfff….

volan.jpg

Bir de bu mağazalardan alışveriş yapıp, bir yandan da şirketteki hemcinslerinin tarzını da yakından takip edip, onlar gibi giyinmeye çalışanlar hatunlar vardır. Bkz. beyaz pantolon loverlar. Bu hatunlar pantolondan her şekilde belli olan, boğum boğum selülitlerini umursamadan giymeye devam ederler. Tabii ki de bootylicious akımını destekliyorum ama bazı durumlarda, bazen, yakışmadığında, fiziksel bir özdeğerlendirme yapmamız gerekiyor. Şahsen ben, beyaz pantolon giymeyi 15 yaşımda bıraktım:)

Herkesin içinden geldiği gibi giyindiği, mutlu huzurlu yarınlara…