Aylar: Nisan 2011

Chignon – Sofistike Topuz

Sanırım en sevdiğim topuzlardan biri budur. Fransızca’ dan gelen bir kelime olan “Chignon” Rihanna’ da görüldüğü üzere klasik ve uğraşılmış görünen topuzlara verilen addır. “French Twist” denildiği de duyulmuştur. Aşağıda üç farklı açıdan görebilirsiniz.

Ön tutamlar ortadan ayrılınca daha modern göründüğü kanısındayım.

Abartılı damla küpelerin doğal taşlardan seçilmesi isabetli olmuş.

Tabii bu saçın böyle durması için sayısız miktarda firketeye ihtiyacınız vardır. Bir süre sonra da kafanız kaşınır. Ama gördüğünüz gibi saç renginiz ne kadar çılgın olursa olsun saçınızı bu şekilde topladıysanız “lady” havasını yakalamanız çok kolaydır. Bir de sırtınızdan aşağıya takım yıldızı dövmeniz varsa cooluğunuzdan geçilmez.

Reklamlar

Sienna Miller & Şamar Oğlanı Jude Law

Kanımca bu fotoğraftaki en dikkat çekici detay, Sienna Miller’ ın bu kadar umursamaz tavırla sade bir jean ile aynı renk ağzı burnu kaymış bluzun üzerine siyah deri ceket giyip kahverengi aksesuarla tamamlaması. Oysa eskiden ne kadar kasardık kahve ile siyahı aynı anda giymemek için. Olmuş…En azından Sienna’ da. Ama Jude?

Coachella 2011

Düşünün ki bir festivale gidiyorsunuz, Kings of Leon, Kanye West, Duran Duran, Arcade Fire, Hurts, Duck Sauce, The Strokes, The Kills…ve bunun gibilerini izliyorsunuz ve bu festival tam 3 gün sürüyor! Rüya gibi mi? Hayır, bu bir gerçek. The Americans buna Coachella diyor. Palm Springs’ e yakın açık bir alanda yapılan festival gençlere gençliğini yaşatırken, genç hissetmek isteyenlere de istediğini fazlasıyla veriyor…Her seferinde de ünlü akınına uğruyor. Jean şortlar/hot pantler, hippi güneş gözlükleri, hasır şapkalar, kovboy çizmeleri veya gladyatör sandaletleriye çimlerin üstünde fink atıyorlar. Bizim gibilere de Rock’ n Coke’ la yetinmek düşüyor. Ünlü manzaralarını aşağıda bulabilirsiniz:

Bütün suratsızlığı ve postişleriyle Riri.

Penn Badgley festivale değil de mangal yakmaya giderken.

Kate Bosworth, True Blood’ da vampir Eric’ i oynayan aşkitosuyla.

Tarz olucam diye boynuna şal bağlayan, çırpı Alessandra Ambrossio.

Hippi olmak için hippi gibi giyinmenin yeterli olduğuna inanan Vanessa Hudgens.

Hezarfen’ e marş marş…

Ah Adam Vah Adam! Bir Maroon 5 konseri eleştirisi.

Dün akşam bi hevesle Kuruçeşme Arena’ daki Maroon 5 konserine gittim. Ve içeri girer girmez keşke gitmeseydim deyiverdim. Çünkü:

1. Tam tamına 98 TL bayıldım. Spontan biri olarak, aylar öncesinden bilmeme rağmen bilet alma işini son ana bıraktım. Cuma günü olduğu için konser, halim olur mu, mesaiye kalırmıyım gibi soru işaretleri kafamda iken bilet alamazdım ama sonuç olarak gayet verdim o parayı, maksat canlı müzik dinlemek olsun diye.

2. İçeri girer girmez gözlerim sivilce yoğunluğundan kör oldu çünkü her yer bildiğin ergendi!. Gayet 13 yaş ve üzeri teenager basmıştı. Siyah deri ceketlerini giyerek, ihihuhuhhii tavırlarıyla ordan oraya bağıra çağıra koşturuyorlardı. Onların şokuyla konser alanına girer girmez ilk işimiz arkadaşlarla bira almaya gitmekti. Alıp sahneye doğru giderken hatta arkadaşı uyardım “elindeki birayla geçerken etrafa dikkat et bunlar ergen bir anda zıplayıverip kendini ordan oraya atabilir, biranı dökebilirler diye”. Bir de 8-10 yaş arası küçücük kızlar gelmişti babalarıyla birlikte. Hatta önümde duran kel bi amca vardı kızını omzuna almıştı, Adam Levine sahneye çıkar çıkmaz mutluluktan çıldırıp babasının kelini öptü. Genelde zaten baba-kız konsepti olduğu için kel popülasyonu oldukça yüksekti. En sonunda çıldırdım “ben buraya Adam izlemeye geldim parlayan kel değil!” diye ve yerimi değiştirdim. Zaten arkalara kalmıştık. Ses gelmiyor, sahnedeki ışıklandırma desen taverna ışıklandırması. Ekranları bile göremiyorduk.

3. Çok kalabalıktı. Dedik bunlar ne alaka, nasıl Maroon 5′ çılar diyordum ki sonra konser başlayınca hep bir ağızdan şarkı söyleyenleri görünce anladım. Alandaki insanların % 90′ ı Maroon’ un 2007 yılından itibaren değişmiş soundlarını seven tiplerdi, yani pop-rock’çılar. Ne zaman ki arada 2002 albümü Songs About Jane’ den parçalar çaldılar hepsi afalladı. Ben de ilk albüm hatrına giden biri olarak üzüldüm açıkçası, çünkü ilk albümden aradaki gizli güzel parçaları çok çalmadılar. Ama Sunday Morning’ i çalarak beni mutlu ettiler. Ha bir de, The Sun parçasını bildiğin cazımsı çaldılar hatta Sting’ in meşhur Roxanne’ le de coverlar gibi yaptılar, fena değildi. She Will Be Loved zaten 15 dakika sürmüştür. Baktı ki Adam herkes ezbere biliyor, bize söyletip durdu. Bir de bir Ex-İngilizce öğretmeni olarak dikkatimi çeken bir şey daha oldu ; nakaratta şi vil bi loooovd, bildiğin ooo diye söyledi kolejli gençlik, ben kendi çapımda laaavvvdd diye söyledim ama duyan olmadı.

4. Performansa gelince. Adam’ ın sesi böyle konserlere uymuyor kardeşim. Sanki böyle bir Babylon, Indigo, Hayal Kahvesi gibi yerlerde akustik performans sergileyebilecek bir sesi var. Mickey Fare sesi çok çıkarttı konser boyunca. Hatta denk mi geldi nedir, neon ışıklı miki fare kulaklı taçlar satılıyordu, millet onlardan takmıştı. Grup bile sahnedeyken taktı ve çok da şirin oldular!:)

5. Adam’ın tipi: Tarz olarak Jean gömlek ve kafasında da kahverengi bere. Kendince zıpır tarz yaratmaya başladı zaten son zamanlarda Adam, canımı sıktı. Eskiden daha bir efendiydi sanki, daha kendine özgüydü. Şimdi California’ lı herhangi bir grup üyesi gibi. Zaten Victoria’s Secret mankeni sevgili de yapmış. Gerçi yakışıyorlar bence. Aşık aşık bakıyorlar birbirlerine. Bakınız resim:

Genel olarak konser beni tatmin etmedi. Ama sanırım bundaki en büyük etken Türk insanının konser kültürü olmayışıydı. Bundan kastım insanlar konserlere gitmiş olmak için gidiyor. Bir ara kalabalıktan bunalıp deniz kenarındaki tarafa indik ve gördüklerim karşısında kalakaldım. İnsanlar konsere arkalarını dönmüş minderlerde bağdaş kurmuş, ellerinde bira boğaza bakıyorlardı. Yani bu bir müzik festivali değil, olur ya hani, bir Rock’n Coke’ta mesela sevmediğin bir grup çıkar onları izlemezsin bir yere oturup konserin bitmesini beklersin, başka yerlerde oyalanırsın bunlar da aynen böyleydi. Yani insanlar 100 TL’ yi takılmak için vermiş dedim kendi kendime.

Hadi bunları geçtim, konser alanında yanımdaki herkes konuşuyordu, sürekli bir uğultu vardı. Zaten arkalardaydık ne görüntü ne ses var. Müzik dinlemeyecekseniz gelmeyin kardeşim! Gidin başka yerlerde takılın. Kuruçeşme burası, bir dünya mekan var etrafta; Supper Club, Aşşk Cafe falan..

Neyse. Bu postun sonundaki kararım: Guilty! Performansın gerçekten kötüydü Adam, suçlusun!!

Ceza olarak ta cümle aleme seni rezil ediyorum. Alın size Adam’ ın yıllık fotosu:

Hahahahaha!! Yaşasın kötülük!!:))):P

Street Style

Boşuna bu insanlar ünlü olmamış diyorum. Son zamanlarda en dikkatimi çeken celebrity sokak tarzlarını aşağıda görebilirsiniz.

Halle Berry. Salaş tarzıyla yıkıp geçiyor. Yüz hatlarım onunki gibi olsa o saç kesimi kaçınılmaz olurdu.

Koca popolu ve kardeşi. Şahsen Kourtney’ nin tarzını Kim’ inkinden daha çok beğeniyorum. Kafes trikosu enfes..

Yine kendine has tarzıyla Nicole Richie ilk fotoda spora giderken, ikincisinde de hippy-chic.

Şu tiril şifon bluz, kahverengi püsküllü çanta. Yanlız gözlükleri hiç beğenmiyorum. Eda Taşpınar da takıyor ya. Öğğ..

Gwen Stefani yine yapmış yapacağını. Ama artık yaş neredeyse 40, tarzında sadeleşme bekliyorum yavaştan. Ayağını denk alsın…

E bu kadın böyle giyiniyorsa kocası, çuçuğu da farklı olamayacaktır. Kingston tam babasının mini-me’ si..

Tipe bak yaa…

Twisted Bun a.k.a. Temizlikçi Kadın Topuzu

Öncelikle kesinlikle temizlikçi ablalara saygısızlık etmek istemem, onlarsız ev kadınları o kadar ev işini nasıl bitirirdi??!! (Bu cümle kinaye içerir.)

Bu saç modelini genellikle uzun saçlılar kullanır, malum en az omuz hizası saç gerektirir. Gün içinde salkım saçak halimizden bunaldığımızda veya bakkala, spora giderken hemencecik başımızın üstünde dürüyüveririz. Şu ana kadar özensiz bir model olarak bilinirken artık davetlerde bile kullanılır oldu. Bu saçın en güzel tarafı tertemiz saçla da yağlımsı saçla da kullanılabilmesi. Aşağıda örnekleri görebilirsiniz.

Nicole Richie’ nin siyah eyeliner ve nude dudaklarını siyah deriyle kombinlemesi çok futuristik!

Lauren Phillips denilen kızcağızın topuzunu bronz ten ve straplez elbiseyle kullanması isabetli olmuş. Ama topuzu bu kadar yüksek yapmasaymış daha iyi olurmuş sanki…

Jennifer Love Hewitt’ in yaptığı topuz, kelimenin tam anlamıyla bakkala giderken yapılacak topuza örnek teşkil ediyor. Büyük, ince halka küpeler ve şalla birlikte çok tatlı olmuş.

Şahsımca son zamanların en güzel Fransız aktrisi olan Marion Cotillard’ ın topuzu ne kadar temizlikçi kadın saçı kategorisine girmese de, Twisted Bun kategorisinin en güzel örneği. Fakat Kütahya çinisivari desenli elbisesine bir cık cık diyorum…

Black Swan’ da bence abartıldığı kadar iyi oynamasa da, güzellik anlamında beğendiğim Mila Kunis. Yine tekrarlayacağım, bu topuz da Twisted Bun ama temizlikle uzaktan yakından alakası yok ama inanılmaz fresh, cici bici bir hava vermiş. Bu yüzden koydum resmi. Elbisenin rengine de bittim.

Must-See-Movie of the Week: Last Night / Son Gece

Bu filmle ilgili söyleyebileceğim ilk şey Hollywood aktörlerinin oynamasına rağmen tipik saçma sapan romantiklikler içermemesi. Filmde safinaz Keira Knightley, Avatar’ dan çilli Sam Worthington, sex bomb Eva Mendes ve Fransız makaronu diyebileceğim Guillaume Canet oynuyor.

Konusu şöyle: Evli ve mutlu gözüken (!)  bir çift.  Adam şehir dışına seyahate gidiyor, beraberinde şirketten iki arkadaşı da var, biri de Eva’nın oynadığı hatun. Kadın ise free lance yazar, günlerini evde geçiriyor ve kocasının seyahate gittiği günün sabahı ne tesadüftür ki eski Fransız sevgilisiyle karşılaşıyor ve olaylar gelişiyor, daha doğrusu buradan itibaren kopuyor. Filmin genelinde  bir gece anlatılıyor ve sürekli aldatmanın sınırını gözlemleyip, bu sınır nedir diye kafanızda sorguluyorsunuz. Kesinlikle izlenmesi lazım diyorum. Spoiler vermek istemem ama sonunda “ha?!”  diye kalıyorsunuz. Fragmanını buyurunuz:

Blogger Notu: Türkçe’ si Son Gece diye çevirilmiş, ki bence Geçen Gece daha doğru bir çeviri olurdu. Bu arada İstanbul Film Festivali’ nde de gösterilmiş olan  film, neyse ki hemen ertesi gün de Türkiye genelinde vizyona girdi.

That 60’s Girl

Günümüzde güzellik kavramı ne kadar çeşitlilik gösterse de 60′ lı yıllarda bir o kadar kusursuzluk hakimdi. Şimdilerde moda ve güzellik ikonları kendilerine has ve öncü gibi gözükse de aslında hala eskilerin yıldızlarından esinleniyor. Sophia Loren eyelinerı, Brigitte Bardot saçı, Twigy zayıflığı…Bir Sienna Miller ortalarda Brigitte Bardot’ vari saçlarını savuradursun, Kim Kardashian Sophia Loren kıvrımlarını andıran vücuduyla, onunki gibi yoğun göz makyajını yapmadan dışarı adım atmıyor. Ben bile krepe yapılmış Bardot saçını ve Loren eyelinerını üşenmeden her gün yapabilirim. İşte favorilerim: 

Şu kadındaki seksapel ve asalet kim de var ya??

Diğer bir efsane: Brigitte Bardot.

Jane Birkin. İsmi çantalara bile verildi hatunun!!

Goldie Hawn. Bence kızından (Kate Hudson) daha güzel…

Queen of the Cool: Marianne Faithfull.

Şirinlik abidesi, hayalimdeki kahkule sahip Jean Shrimpton.

Ve şu anki yaşında bile en az bu hali kadar güzel Julie Christie.

Coming Soon…

Önümüzdeki aylarda vizyona girecek ve izlemeyi kesinlikle istediğim iki film:

Bad Teacher.

Friends with Benefits.

İki filmin ortak noktası Justin Timberlake. Artık yıl 2003 olmadığına göre beğenim de bitmiş bulunuyor ve kesinlikle ve kesinlikle filmlerde oynamaya bir son verip müziğe geri dönmesi gerekiyor. Timbaland’ i yanına alarak tabii…