Aylar: Haziran 2011

Tarz of the Week : Zoe Kravitz

X-Men: First Class’ ta oynadığından geçtiğimiz haftalarda bahsetmiştim. Filmi izledim. Biraz donuk buldum açıkçası, belki film sektöründe yenidir diyedir.

Soyadından da anlaşılacağı üzere Lenny Kravitz’ in ve 90′ ların meşhur oyuncusu, The Cosby Show’ dan Lisa Bonet’ in kızı olur kendisi. Beni ilgilendiren kısmı tarzı tabii ki de. Hippi-chic denilen tarza süper örnek oluşturuyor. Bakınız:

Tarçın renkli fitilli kadife paltonun, krem renkli çakma kürkle uyumuna bayıldım. Yanmış  görünümlü “chopped” saç kesimini ise beğenemedim.

Çiçek Kız imajı. Şifon elbiseyi siyah opak çorapla kombinlemek, lenslere bayık bakmak.

Saç aksesuarından burada da vazgeçmemiş. Kızılderili teması ona gitmiş. Robocop çizmeleri olmamış.

Parizyen şıklık budur. Chanel defilesine giderken.

Kahkülü çok şeker! Sundance’ e de ancak bu kılıkta gidilebilirdi.

Yaşına göre iyi giyiniyor (88’li) . Kasmıyor sanki.

En Son Trend: Cat Eye Sunglasses/ Kedi Göz Güneş Gözlükleri

Aslında bu trend Avrupa ve Amerika’ da geçen yaz başlamıştı ama bize ancak bu yaz gelebildi. Nisan ayından itibaren ünlü optikçilerde arayışa başlamıştım ama daha yeni yeni koleksiyonlarına kedi gözü modellerini getirmişler. Dolce & Gabbana, Dior, Prada; daha uygun olanları için de Ray Ban ve Vogue’ a bakabilirsiniz. Aşağıda bir kaç örnek veriyorum sizlere. Nasıl durduklarına siz karar verin.

Jessica Alba beyaz çerçeveli Dior’ uyla.

 Gwen Stefani hem açık hem toplu saçla, kırmızı rujundan asla vazgeçmeksizin, Dior’ un aynı kedi gözlüğüyle.

Toplu saçla da çok sevimli:

Katy Perry de gangsta cool imajını kedi gözlükleriyle perçinlemiş.

 

Eva Mendes’in Sokak Tarzını Seviyoruz

Seviyoruz çünkü hem relax hem romantik hem de şık giyiniyor, güneş gözlüklerinden ve platform ayakkabılarından da vazgeçmiyor.

Hafif çingene etekleri bu sezon yine moda. Zara’ da özellikle çiçekli olanları almaya değer.

Çizgili tişörtler zaten hep trendy. Mavi çizgili yerine kırmızı çizgilisini tercih etmesi de iyi olmuş. Navy renk pantolonla da uyumuna diyecek yok.

Straplez, çiçekli elbisesi kelimenin tam anlamıyla bir yaz elbisesi. Zara, Bershka ve İpekyol Twist bunlarla kaynıyor.

Transparan çerçeveli gözlükleri ise elbiseyle uyumlu fakat ona yakışmamış sanki.

Maybelline Rimel Review

Şu yaşıma kadar o kadar çok rimel markası denedim ki, artık bu konuda kendimi expert sayıyorum. Lancome, Helene Rubinstein, Yves Saint Laurent, Clinique, MAC… Lüks tüm markaları denedim. O zamanlar küçüktüm, saftım; ne kadar çok para sayarsam o kadar kalitelisini alacağımı sanırdım hep. Taa ki Atrium Migros’ tan Maybelline alıncaya kadar. Bildiğiniz gibi (veya bilmeyeniniz varsa) Maybelline Amerika’ nın en büyük Drugstore markalarından biridir. Biz de nedense Drugstore mantığı pek yoktu bir kaç sene öncesine kadar. Ama artık Watsons’ ımız, Gratis’ imiz var. Neyse. Sadet:

Maybelline rimelleri 10-17 TL arasında değişen fiyatlarıyla inanılmaz cazip bence, hele ki Watsons indirimine denk geldiyseniz daha bile ucuza bulabiliyorsunuz.

Size ufak bir detay: Ben rimellerimi en fazla 3 ay kullanıyorum. İyi niyetimden söylüyorum, kullanılan makyaj malzemelerinde en çok bakteri biriktiren ürün maskaradır. Kullanım süresi en fazla 3 aydır, hele ki benim gibi kontakt lens kullanıyorsanız göz hijyeni çok mühimdir, bilen bilir.

Sizlerle benim en beğendiklerimi paylaşacağım.

1. The Colossal Volume Express: Yılların Volume Express’ inin ilerletilmiş versiyonu. Fırçası daha sıkı ve yoğun, hafif tontiş, kullanımı pratik. Bitince bir daha alasıgeliyor insanın.

2.  The Falsies Volume Express: Diğerlerinden farkı fırçasının kıvrık olması. Kirpiklerinizi fırça kıllarının arasına sıkıştırıp hafif kıvırıyor. (Tabii ki de kirpik kıvırıcyla aynı işlevi olamaz). Son favorim budur arkadaşlar. Akmaz kokmaz. Ben gülmekten çok ağlarım mesela, 3 tüp kullandım, bir kere bile akma yaşamadım. Kalıcılığına rağmen makyaj çıkarıcıyla da çok rahat çıkıyor.

3. Bir de bir kaç ay önce Falsies Volume Express’ in Black Drama’ sı çıktı. Bunun farkı ise Falsies ile aynı fırçaya sahipken, rimelin pigmentinin daha yoğun, daha kara olması. Yıllar önce Yves Saint Laurent’ ın Luxurious Volume rimelini kullanmıştım, resmen kömür karasıydı, bayılırdım ama aşırı pahalı olduğu için ve 3 ayda bir çöpe atma huyumdan dolayı parama kıyamayıp kullanmayı bırakmıştım.

Şu an bunu kullanıyorum ama bir sonraki rimel alışverişimde bunu mu alacaksın diye sorarsanız, ben yine Falsies Volume’ u tercih edeceğim, çünkü Black Drama kremsi ve likit göz altı kapatıcısı kullanıyorsanız akma yapıyor. Hele ki yaz sıcağında en son tercihim bu rimel olacaktır. Kış soğuklarında beeelki…

4. Ve son olarak Define-a- Lash. Bu rimeli kalın, zaten koyu kirpikleriniz varsa boşuna almayın derim. Fırçası bildiğin kıllardan değil de, kauçuk. Sapı da ince ve uzun. Bana biraz sakat geldi açıkçası. Tek iyi yanı, kahverengi varyantının da olması. Gerçi ben siyah seçeneği dururken, kahverengi rimel kullananlara anlam veremem hala ama neyse…

Kirpikleri açık renk ve ince olan kişiler için kullanışlı olacağını düşünüyorum. Özellikle alt kirpiklere uygulaması çok kolay.

Siz de güzel güzel maskaralarınızı sürün de, Vampire Diaries’ teki kız gibi gözlerinizi ortaya çıkartın şekerler..

Bisous.

Denim’lere Artık Biraz Renk Gelsin!

İlkbahardan beri bu trend var biliyorsunuz. Renkli pantolonlar ve çantalar artık her yerde. Zara, Mango, Topshop ve özellikle Mavi Jeans bu konuya bir el attı. Artık her rengini bulabiliyorsunuz. Stradivarius ve Bershka’da da var ama yuvarlak hatlıların etlerini fışkırttığı için sevmiyorum. Basenli ve baldırlıysanız eğer Topshop’ tan alışveriş etmenizi öneririm.

Amerika’ da son zamanlarda sadece sarışın ve playboy fizikli olduğu için meşhur olan Stacey Keibler’ ın, kırmızı pantolonunu siyah atletle giyerek aşırı göz yormasını engellemiş.

Elektrik mavisi, mor veya zümrüt yeşili. Hangisini giyerseniz giyin önemli olan üstlerine sade, nötr renkler giymenizdir. Siyah veya beyaz atletler jokerdir, iyi ki varlardır, hepimizin dolabında bulunurlardır.

Bir de son bir şey daha: Bu renkli jeanle ilgili değil ama double denim yani alta da üste de jean giyme trendini renkli çantayla bir araya getiren Katie Holmes’ u kutlamak istiyorum. Tarikatçı bir koca ve kendini yaşından 10 yaş büyük hisseden küçük kızına rağmen, kendine biraz zaman ayırıp, o oranj çantayı double denimle (ve eşarpla) güzel kombinlemiş.

Bis Spaeter!!

Hayran olmamak elde değil: Paulo Coelho

 

An gelir etrafımızda olup bitenleri kendi başımıza yorumlayamayız, anlayamayız. Çevremizdekilere danışırız, akıl ararız. Ama aslında çoğu zaman çıkış yolu ararız. Etrafımızdakilerin verdiği akıllar, onlarla olan paylaşımlarımız bir yerde tıkanır. Bazen onlar da yolu tıkar, çünkü kendileri de aynı şeyleri yaşamışlardır ve onlar da başkasının, belki de sizin yardımınızı istemişlerdir. İşte o zamanlarda çemberin dışından akıl alma ihtiyacı hissederiz. Apayrı bir göz, ifade, anlam… Hep aynı şeyleri duymaktan bıkmışızdır.

Aslında çok önemli bir detayı atlarız. Detaydan da öte en büyük gerçektir bu. Kimse sizin ne yaşadığınızı bilemez. Empati, dostluklarımızda aradığımız bir gerekliliktir ama herkes farklı şeyler yaşar. Sorunlar aynı gibi durur ama aslında onu yaşayan siz olduğunuz için farklıdır.

Normalde tam tersi söylenir. Kimse özel değildir. Herkesin her şeyi birbirine benzer. Her kadın aynıdır, her erkek aynıdır. Sonuçta herkes acıkır, susar, sever.

Olay bu kadar basit olmamalı. Hepimizden bir tane var. Bize kimse benzeyemez. Hiç kimse sizi ve yaşadıklarınızı sizden daha iyi anlayamaz.

Peki, bu başlığın altına neden bunları yazarak giriş yaptım?

Çünkü ben bu yazara hayranım. Keline, pörtlek gözlerine ve pis keçi sakalına değil tabii ki de. Onun söyledikleri, daha doğrusu yazdıkları bana hep yol gösterdi. Yaşadıklarımı gözden geçirdiğimde, onun yorumlarına “cuk oturmuş” dediğim çok oldu.

Kısaca, hayatta her yer, (genel konuşacağım) evren, işaretlerle dolu. Olayların bir nedeni var. İnsanların hayatımızda varoluşlarının bir nedeni var. Paulo Coelho’ nun varlığının nedeni de, bence, olayların içinde kaybolduğumuzda, bizlere bir çıkış yolunu göstermesinden ziyade, her zaman bir çıkış yolu olduğunu göstermesidir. O yolu bulmak ta bize kalıyor. Çünkü hayatta ağzımızdan çıkan her sözden ve yaptığımız her hareketten yanlızca biz sorumluyuz. Kimseyi yaşadıklarımızdan dolayı suçlayamayız. Bu kadar korkak olmamalıyız.

Bunları dedikten sonra, Paulo’ nun ve onun hayranı olduğu kişilerin bir kaç sözünü paylaşacağım. İngilizce olarak:

– Make peace with your past so it won’t destroy your present (Aleph).

Bu söze bayılıyorum. Geçmişte yaşayarak ne kadar vakit kaybettiğimizi, önemli olanın şu an olduğunu bize hatırlatıyor.

– If you’re brave enough to say “good bye”, life will reward you with a new “hello”.

 Aynı şekilde. Bir insan hayatınızdan çıktı ise, sizi ya hak etmiyordur ya da korkuyordur. Her zaman kendimize verdiğimiz değeri yüksek tutup, arkamıza bakmadan ilerlememiz gerekir, çünkü bir gün gelecektir ve herkes hak ettiğiyle tanışıp ona “merhaba” diyecektir.

 – Be proud of the scars in your soul. They will help and teach you.

Geçmişte aldığımız yaralarımız, günümüzü yaşarken ve yüzümüzü geleceğe döndüğümüzde bize doğru yolu gösterecektir.

 – You don’t need to explain your dreams. They belong to you.

Gerçekten. Hayallerimiz bize aittir. Onları hayal eden de yaşayacak olan da biziz. Kime ne?!

 – Be realistic; always wish what is impossible.

Hayatta hiç bir şeyin imkansız olmadığının ama içinde bulunduğumuz gerçekleri de göz ardı etmememizi tembihliyor.

Eğer bu adamı takip etmek isterseniz, ki kitaplarını çoktan okumamış iseniz, kendine ait blogu, websitesi ve facebook sayfası bulunmaktadır. Özellikle feys sayfasının müdavimiyimdir.

Kendinize iyi bakın, kendi yolunuzu siz seçin arkadaşlar…

 

 
 

 

 

Will you marry me Paul? : Interpol Konseri Review

Ses mi desem tip mi desem karizma mı desem müzik mi desem? Bu konsere gitmemin asıl nedeni elbette müziğidir Interpol’ ün. Ama Paul Banks’ i pas geçemeyeceğim. İlk olarak bu grubu OC dizisinde duymuştum, daha doğrusu Specialist şarkısını. Yıllardır da takip ediyorum. Radyo Eksen de çok çalar. Açıkçası konsere gelebileceklerini düşünmüyordum, hele ki bilet fiyatlarının 55 TL olabileceğini. Sonuçta Maroon 5′ a 98 TL bayılmıştım (ühüü). Ama bunlara değdi mi? Değdi.

İlk olarak adamın sesi kendine has. Herkeste duyamazsınız. Gerçi Editors grubunun solistiyle ses kardeşi olabilirler ama iki grubun da yeri ayrı. Grubun diğer elemanları da müthiş çalıyorlar. Kısacası hepisine bayıldım.

Çok uzatmadan konserle ilgili gözlemlerime geçmek istiyorum:

 Konser Maçka Küçükçiftlik Parkındaydı. Erkenden gittik. Saat 7′ de kapıları açtılar. Girişte seyyar köfteci, turşucu, ayçekirdekçi, sucu ve biracı da vardı. İçeride standlar kurulmuştu. Dükkan Burger ve Pizza Hut dışında yemekçi yoktu diyebilirim. İçki fiyatları da gayet normaldi.

Alan malum çok büyük değil, bu yüzden Kuruçeşme’ deki ses dağılımı problemini yaşamıyorsunuz. Ses sistemi bence diğer kişilerin karşıt görüşlerinin aksine gayet iyiydi. Ama sanki mikrofonun sesi biraz daha yüksek olabilirdi.

Ön grup, daha doğrusu özel konuk, Mor ve Ötesi idi. Interpol’ dan geri kalır yanları yoktu. Harun yine şarkı aralarında siyasal mesajlarını verip CD kalitesinde şarkılarını söyledi. Nedense onları her izlediğimde kendi çocuklarımmış gibi gurur duyuyorum, gerçekten çok iyi çalıyorlar. “Uyan” şarkılarını hafif çatlak Peter Murphy’ i davet ederek söylediler. Nakaratta “Wake Up” dedikleri de oldu ki gülmekten kendimi alamadım.

Çok kalabalık değildi. Mor ve Ötesi’ nin konserinin bitmesini bekleyip “Ben Interpol’ a gelmişim, Mor ve Ötesi’ ni naapıyim” diyen snob tipler çoğunluktaydı ki bunları bi güzel kınadım.

Kınadığım diğer bir detay ise, sahne önü VIP’ deki sanatçı kırıntılarımızın, Interpol konseri boyunca arkalarını sahneye dönüp (!) Groupie kızlara yumulmaları oldu. Bir sürü ünlü görme fırsatımız oldu. Athena, Redd, Yekta Kopan, Manga’ dan Yağmur, eşiyle gelen Şafak Ongan ve Hakan Tamar gibi… Kendi konseri bitince de Harun sevgilisi manken Burcu Kutluk’ la geldi.

Ben özellikle Redd grubundaki sırık elemana uyuz oldum, bir saniye susmayıp karı gibi kahkalar atıp durdu. Eğer sesimi duyacağını bilseydim “Azcık çeneni kapayıp sahneye bak ta kendini geliştir, grup gör” diyecektim. Tuttum kendimi. Bir de bunları Rock’n Coke’ a çıkartıyorlar grup diye. Hezarfen’ e gidince konser esnasında bi yuh çekip Big Mac yemeye gitmeyen ne olsun…

Organizasyon da çok iyiydi bence, sonuçta Pozitif organize etmişti. Mor ve Ötesi 8′ den 9′ u çeyrek geçeye kadar sahnede kaldılar. İner inmez Interpol’ un teçhizatı jet hızıyla kuruldu. 9.40′ ta Interpol çıktı sahneye ve 11’i çeyrek geçe gibi bitirdiler. En güzel şarkılarını çaldılar. Twitter’da bulduğum, iddiaya göre Interpol’ a ait playlist şu şekildedir:

Specialist’ i çalmadılar maalesef. Son anda üstünü çizittirmişler sanırım:(

Sonuç: Mutlu ve tatmin edici bir Indie rock konseri ve eve gider gitmez download edilen Interpol şarkıları…Yine gelsinler diyorum ve o zamana kadar bu konserde çalmadıkları ama favori parçalarımdan, 2008 yılındaki konserlerinden “Rest my Chemistry”.