Aylar: Ocak 2012

Evde Pratik Tırnak Bakımı

Aslında tırnak eti bakımı diyecektim ama kimse tıklamaz diye korktum:) Aslında manikürüne dikkat eden biz Türk kadınları için tırnak eti mühim bir mevzu:) Şahsen manikürden elimden geldiğince(!) kaçınıyorum çünkü ne kadar çok o etler kesilip biçilirse o kadar çabuk etlerin sertleşeceğine ve sürekli maniküre maruz kalacağıma inanıyorum. Tabii şu ana kadar bu benim el bakımıma balta vurdu mu? Tabii ki de hayır. Çünkü birazcık pratik zekayı çalıştırıp daha ucuza, en az salon manikürüyle tanışmış kadar bakımlı ellere sahip olabilirsiniz.

Aslına bakarsanız piyasada ne ararsanız var ama her ürün kaydadeğer mi paramıza değer mi orası tartışılır. Ben yine siz bebeklere yıllardır kendi test ettiğim ve hatta bazılarını hala kullandığım ürünlerden bahsedeceğim. İlk olarak en kötüsü demiyim de en memnun kalmadığımdan başlayacağım:

Sally Hansen Healthy Cuticles Now!

En başta turuncu kabı ve beyaz kapağıyla ilgimi çekti. Kokusu da kayısılı ki bu da çok şirin bir detay. Ama Sally Hansen gibi bir markaya yakıştıramadım. Zaten anlamam bu marka tırnak üzerine uzmanlaşmıştır ama nedense renkli bacak spreyi dışındaki ürünleri gayet vasattır. Bazı arkadaşlarım tüy sarartıcısından memnun kalmışlar ama o kadar para vereceğime Sesu alırım daha iyi yani. Neyse. Krem olma iddiasında ama kremden gayrı, bir tür dokusunda cıvımışlık söz konusu. Deniz mahsülü çok sevdiğimden midir nedir, bu kremin tipi bana tarator sosu hatırlatıyor ve kullanmak için kapağını her açtığımda gözümün önüne halka halka kalamarlar ve midye tava geliyor. Cıvımış gibi dursa bile yağlı vıç vıç dokusu kesinlikle yok ama keşke olsaydı dedittiriyor çünkü etlerinize sürdüğünüzde hiçbir şey değişmiyor. Tavsiye etmem.

Flormar Nail Care Nourishing Oil with Vitamin E

Bu üründen bahsetmeden önce bir anımı anlatacağım size:)Frankfurt’un merkezinde bir meydanda (Hauptwache) 5 katlı devasa bir Douglas mağazası vardır. Yıllardır oraya gidip gelmişliğim var ve bundan birkaç ay önce gittiğimde içeri girer girmez en ortada kocaman bir Flormar standı duruyordu. Gurur duysam mı diye düşünürken üzerinde “established in Milan” yazısını gördüm ve şoke oldum. Flormar Türk değil mi ki arkadaşlar? Yılların Flormar’ı Milan’da mı kurulup bize geldi. Gülecem diyeceğim ama emin de değilim açıkçası, dalga geçmeden önce duraksıyorum. Bir bilgisi olan varsa bizimle paylaşsın lütfen.

Ürüne dönüyorum. Bu ürün bildiğiniz ucuz ve bütün Flormar’larda mevcut. Bayağı bir yağ ve likit. Şişesi ojelerinkiyle aynı hatta. Turunçgil kokusunu bir kenara bırakırsak gerçekten iyi bir ürün. Bu ürünü tırnaklarınıza sürüp günlük hayatınızı devam ettirmeniz biraz zor olabilir ama sürüp gece yatarsanız sabaha yumuşamış ve ışıl ışıl etlerle kalkabilirsiniz. Ayak tırnağınıza ise, gündüz çorabınızı giymeden sürüp takılabilirsiniz, onda sorun yok. Denemeye değer diye düşünüyorum. (Ayrı fotosunu bulamadım maalesef, bütün Nail Care serisi var fotoda. Bu bahsettiğim ürün sarı renkli olan – turunçgil kokusu- kapiş?)

Mavala Cuticle Cream

Bunu sonuna kadar tavsiye ederim. Bu Sally gibi minik kavanozda değil de ufak bir tüpte. Dokusu ise bildiğiniz yağlı. Hafif bir lavanta kokusu var. Çok azıcık sıkıp 10 parmağınıza dağıtıp iyice yediriyorsunuz. Kalem tutacaksanız, cam, ayna veya direksiyona dokunacaksanız, açık renkli ipek /saten vb bir elbise giyecekseniz, bu ürünü kesinlikle bir saat önceden sürün derim. Yoksa parmak izlerinizle post-modern desenler yaratırsınız. Aslında en güzeli gece yatmadan sürün. Bir diğer önerim ise, kışın eldiven takmadan, önce sürüp eldiveninizi takın. Çıkardığınızda ışıl ışıl tırnak etleriniz olacak. Işıldamasının yanısıra etleriniz gerçekten de yumuşuyor ve etlerinizi aldırmanıza da gerek kalmıyor. Şiddetle tavsiye ediyorum. (Burada gacırt satıyorlar ama Avrupa’da 10 eurodan fazla değil. f.y.i.)

Ve son olarak Mavala Cuticle Remover

Yurtdışındaki manikür anlayışında genellikle etler suda veya vazelinle yumuşatıldıktan sonra geriye itilir. Gerçi bizde de etleri almayın derseniz aynı işlemi yapabiliyorlar fakat aynı manikürlü görüntü maalesef ortaya çıkmıyor. Bu ürün ise bahsettiğim ittirip kaktırma işlemini kolaylaştırıyor, tırnak yüzeyini yumuşatıyor ve temizliyor. Oje şişesi gibi ve fırçalı. Fırçasıyla etlerinize bolcana sürüp 1 dakika bekledikten sonra ürünün içinden çıkan tahta çubukla etleri itip temizliyorsunuz. Bu işlem esnasında ben herzaman yanımda ufak bir parça pamuk ta bulunduruyorum. Etleri sadece itmekle kalmıyor aynı zamanda gerçekten fazlalık olan etleri çıkartıyor, böylece gereksiz yere tırnak etleriniz yolunmuyor. En başta inanmamıştım ama deneyince gördüm. Bu ürünü neredeyse 8 senedir kullanıyorum ve gerçekten bayılıyorum.

Sonuç olarak eğer ben sadece en kalitelisini kullanırım diyorsanız ve 40 TL civarına okey diyorsanız Mavala alın derim. 10 TL’nin altına he he derseniz Flormar. Sally Hansen’dan memnunum başka ürün kullanmam derseniz yine 40 TL civarında bir miktar ödeyip kendinizi kandırabilirsiniz:) Seçim sizin. Bisous…

 

Benjilicious loves Burt’s Bees!

Bu markayı Amerikan InStyle’da görürdüm hep. Neredeyse %100 doğal içerik gibi bir iddiaları vardı ama bizde satılmadığı için denemeye fırsatım olmamıştı. Bundan birkaç ay önce Türk online alışveriş sitelerinde çıkmaya başladı. Meğersem Boyner mağazaları getiriyormuş. Bütün Boyner kozmetik reyonlarında bulabilirsiniz.

Burt’s Bees ürünlerinin temel içerik maddesi Royal Jelly denilen arı sütü. Mucizevi bir madde olarak anılan arı sütünün kokusunu tadını tipini neredeyse ürünlerinde hissedebiliyorsunuz. Ballı ürünlerden hoşlanıyorsanız eğer bayılacaksınız.Benim yanlızca iki ürününü deneme fırsatım oldu; biri dudak biri de göz kremi.

Radiance Eye Cream: İlginç bir krem diyeceğim. Su gibi, hafif ötesi, aydınlık verici ve en önemlisi göz altınızı yumuşacık yapacak cinsten. Eğer ağır göz kremlerini kullanmaya çekiniyorsanız, %98.20 doğal içerikli bu kremi edinin hemen derim.

Bu da %100 doğal imiş. Bal kokulu ve bal tadında. Yumuş dudaklar için cici bir dudak stiği. Ben mat rujlarımın altına sürüyorum, hem daha kalıcı oluyorlar hem daha güzel sürülüyorlar.

Dipnot: Yüzde verdiğim rakamlar ürünlerin ambalajları üzerindeki rakamlardır, atmasyon değildir.

Meşhuurr Lana Del Rey SNL Performansı

Geçtiğimiz hafta nette yabancı basını takip etmişseniz eğer, muhtemelen Lana’nın ünlü Saturday Night Live şovundaki performansının nasıl yerden yere vurulduğunu da okumuşsunuzdur. Merakla hemen youtube’un karşısına geçtim ve izledim. Bu kızın şarkılarını ne kadar sevdiğimi daha önce de belirtmiştim, albümünün çıkmasını da dörtgözle bekliyorum ama gerçekten kötü bir performans. Şarkının sonuna doğru şarkıya girmesi gereken yerde “yutkunsam mı, o tükürüğü iki dakka daha bekletsem de şarkıya mı girsem” dilemmasını duydum ya, çok üzücü gerçekten. Olsun. Bizde kimler şarkıcı oluyor.

Bu arada dikkatimi bir şey daha çekti. Bazı performanslarında ve bu SNL’dekinde de Lana transgender ses tonuyla söylüyor. Kendi seçimi tabii de, ben onun kayıt sesini daha çok beğeniyorum. Siz de bi izleyin bakıyim…

Performansın sonundaki Hülya Koçyiğit bakışlarına koptum:)

2012 Golden Globes Şatafatı

Ya yılın şu zamanları interneti açıp ıvır zıvır ödül törenleri fotolarına bakmaya ve bir de eleştirmeye bayılıyorum. Hemen en dikkatimi çekenleri paylaşıyorum.

Sofia Vergara. Vera Wang. Demek ki Vera gelinlik dışında da güzel şeyler yapıyormuş. Hatun latin, elbise cuk. Nokta.

Reese Witherspoon. Zac Posen. Elbise inanılmaz. Renk, kesim, duruş… Ama Reese bir anne. Nein.

Natalie Portman. Lanvin. Ama akide şekeri ambalajında sarılmış gibi duruyor. Bu kız artık 30 ve bebeği var yani. Yanında akesuar olarak ta  babydaddysi…

Charlize Theron. Dior. Aslan burcunun vermiş olduğu özgüven var Çarli’de biliyoruz da bu soluk elbise bu soluk tenle giyilmemeliydi!

Lea Michele. Katana Ariel (Disney’deki denizkızı).

Emma Stone. Lanvin. Gotika. Bence Emma geleceğin Helena Bonham Carter’ı falan olmaya çalışıyor…

Nicole Richie. Julien MacDonald. Ben bayıldım. Ödüllerden çıkıp Studio 54’te basıp gidebilir bile.  Hele o kahküllü saç! Harika!

Ve en beğendiklerimden. Jessica Alba. Gucci. Bu kızın çirkin olması, kötü giyinmesi imkansız. Hem de 30 yaşında ve anne. Lavanta rengi bir insana ancak bu kadar yakışır!

Ama bu kadar kadın içinde en kadını, en süperi, en falan filanı tabii ki Angelina, tabii ki Atelier Versace içinde…

Şimdi geriye bir tek soru kalıyor: Önümüzdeki yaz  havuzbaşı düğünlerinde hangisini giyeceksiniz? Hahahahaa!!

 

Lancome Spring Look

Neden bilmiyorum ama son zamanlarda Lancome’un farlarına takık vaziyetteyim. MAC’in kalitesini tek geçerim derdim hep ama arada heves edip aldığım Lancome farları artık resmen elimin gittiği tek far malzemesi oluverdi. Sanıyorum ki bu sevdam paletlerinde bulunan renklerin kendi aralarındaki uyumlu renk geçişleriyle alakalı…

Her sezon gerçekten değişik renklerde ürünler piyasaya sürüyorlar. Normalde pembe, yeşil, mavi gibi riskli tonlarda makyaj yapmaya çekinsek bile, Lancome göz farları kaliteli dokuları, kullandın mı basit durmayan ve yüze hoş bir hava katan ürünler olarak , biz makyajseverlerin ilgisini çekiyor.

Önümüzdeki bahar aylarında piyasa sürülücek seri, pembe rujlar, parlatıcılar, allıklar ve pastel su yeşili ve pembe farlardan oluşuyor.

“La Roseraie allık”:

“Les Yeux Doux” dörtlü far seti:

“French Touch” ruj:

“Color Fever” parlatıcı:

Benim burda eklediğim resimlerde yanlızca rujun ambalajı gözüküyor. Color Fever Gloss’un da su yeşili varyantını ekledim ama uçuk pembe tonu da mevcut. Aynı şekilde far setinin de, koleksiyonun isminden de anlaşılacağı üzere gül tonlarında seçeneği de var. Piyasaya çıktı mı henüz bilmiyorum ama çıkar çıkmaz far setine saldıracağım kesin!

Benjilicious loves Rausch!

Bundan 1-2 yıl önce keşfettiğim İsviçre’li marka nasıl olduysa bir anda gönlümde bir Kerastase’ın bir L’oreal’in tahtına oturuverdi. Zaten Kerastase’a neden zamanında o kadar para vermişim hala bilmiyorum. Piyasadaki en kaliteli saç ürünlerini yapan markalardan biri, onu tartışmıyorum ama kalitesi onun kadar iyi olup ta çok daha uygun fiyatlı markalar da var. Zaten bildiğimiz bir çok marka L’oreal gruba ait. Yani ne alırsak alalım bir şekilde L’oreal’i zengin ediyoruz.

Neyse. Ben markaya geri dönüyim. Rausch’un kelime anlamı sarhoşluk, kendinden geçme. İngilizce’deki “intoxication”. Saçıma spreyini sıktığımda tabii ki beni kendimden geçirip bayıltmıyor ama saçıma sıkıp sonrasında kurutma makinesi, saç şekillendirici vs.’yi kullandıktan sonra saçımın yumuşacık olduğunu görmek bana en azından bir “vauvvv!!” dedittiriyor.

Rausch’un şu ana kadar farklı  iki spreyini kullandım. “Avocado” ve “Malven” spreyi. Avocado olanı renk koruyucu, Malven olanı da hacim kazandırıyor. Asıl amaçları ne olursa olsun, sonuç olarak saçlarınızı yumuşacık yapıyor ve muhteşem cici kokuyor.

Bu markının en can sıkıcı tarafı ise maalesef sadece eczanelerde bulabilmeniz ve yurtdışını göre 2 – 2,5 kat fazla para ödemeniz. Bizde 50 TL civarı iken Almanya’dan 10 euroya alabiliyorsunuz. Biliyorum, that sucks! Ha bi de her eczanede de yok.

Eğer yeni ürünler kullanmak istiyorsanız Rausch’u tavsiye ederim. Ürün seçeneği sadece spreyden oluşmuyor. Şampuan, bakım kürü ve kremlerini de bulabilmeniz mümkün.

 

 

Nasıl Makyaj Yapılır?: Victoria’s Secret Dream Angels

Aramızda ne kadar çok makyaj özürlüsü olduğunu biliyorum. Ama üzülmeyin canlar, birgün gelecek sizler de postladığım videoları izleye izleye şip şak makyajlarınızı yapar olacaksınız.

Bu sefer Victoria’s Secret videolarından birini paylaşıyorum. Markanın makyözü meleklerden birine adım adım mor tonlarında makyaj yapıyor.

Bu cimcimenin adı Erin Heatherton. 1989’lu. Güzellik almış başını gitmiş. No further comment…

 

Benjilicious loves Kiehl’s! Part 2

Hemen hemen bütün ürünlerine bayıldığım Kiehl’s için yaptığım ilk postum göz kremleri üzerineydi. Bu seferki ise cilt kremleri üzerine. Yine söyleyeceğim, postlarımda bahsettiğim ürünlerin hepsi, bizzat kullandığım ürünlerdir. Başlıyorum:

Rare Earth serisinden “Pore Minimizing Lotion”. Son birkaç yıldır gözenek küçültücü yüz losyonları trendi aldı başını gidiyor. Bu ne işe yarayabilir ki derseniz, gözenekleri geniş olan insanların, makyaj yaptıktan sonra daha 1 saat geçmeden cildinin parlamasını “geciktiriyor ” demek. Geciktiriyor diyorum çünkü engellemek gibi birşey söz konusu olmaz. İnsanoğlu doğaya karşı gelemediği gibi, cildinin doğasına da karşı gelemez. Cilde sürer sürmez matlaştırıyor, makyajınıza güzel bir zemin hazırlıyor. Ama ben yine de sabahları temiz cilde bunu uygulasanız da, akşam makyajınızı çıkardıktan ve banyondan çıktıktan sonra bir kez daha bu ürünü değil de hafif dokulu bir nemlendirici daha kullanmanızı öneririm. Ayrıca yazın bu ürünü kullanmak daha uygun olurmuş gibi geliyor. Kışın yağlıya dönük ciltler bile hassaslaşıp, bazı bölgeleri kuruyabiliyor. Bu tür durumlarda bu kremi kullanmamanızı tavsiye ederim. Ben formulünü keşfedip, bu cici kremi daha bilinçli kullanıyorum.

Ultra Light Daily UV Defense. Bu ürün aslında güneşten koruyucu bir krem. Hem de 50 koruma faktörlü. Şu an bu blogu okuyorsanız, sizleri şiddetle uyarıyorum: Güneş kremini sadece yazın kullanmayın!! Cildi en çok yaşlandıran şeyin güneş olduğunu sokaktan geçen kırolar bile biliyor…

Bu ürünü ilk tüpten sıktığınızda yağlı gibi duruyor ama çok az bir miktarı, nemlendiricinizden sonra, üzerine sürüp yüzünüze ve boynunuza iyice dağıttığınızda dokusu hafifleşiyor. İki boyu mevcut. Ama tabii ki, 60 ml olanı daha ekonomik.

Bir diğer Ultra’lı krem. Ama bu sefer nemlendirici. Yağlı ciltler düşünülerek yapılmış, jel kıvamında “Ultra Facial Oil-Free Gel Cream”. Eğer yağlı bir cildiniz varsa, daima ambalajının üzerinde “oil-free” ibaresinin bulunmasına dikkat edin. Sürümü müthiş kolay. Sonrasında cildiniz pamuk gibi oluyor, vıç vıç hissi yaratmıyor. Şu ana kadar en sevdiğim, kullanmaktan en keyif aldığım nemlendirici. Bitince aynısını almayı düşündüğüm ender ürünlerden.

Her üründe olduğu gibi, bu bahsettiğim kremlerin de muadili ürünler piyasada mevcut. Ben hep aynı ürünü kullanmaktan kaçındığım için, Kiehl’s’a geçiş yaptım. Geçiş o geçiş. Bu ürünlerle aynı özelliğe sahip olan ama bence Kiehl’s’ın kalitesiyle boy ölçüşemeyecek, daha önce kendi kullandığım ürünleri sizlerle paylaşmak istiyorum:

Rare Earth Pore Minimizing Lotion  vs  L’Occitane Red Rice Ultra-Matte Face Fluid

Ultra Light Daily UV Defense  vs  Clarins UV Plus Protective Day Sunscreen SPF 40

Ultra Facial Oil-Free Gel Cream  vs  Biotherm Aqua Source

Bu muadil kremler kötü müydü derseniz, hayır değillerdi derim. Aqua Source’u 18 yaşımdan beri kullanıyorum. Clarins’in gündüz koruyucu kremi de çok hafif dokuludur. Piyasada bulması güçleşince bırakmak zorunda kaldım. L’Occitane’ın matlaştırıcı kremi ise bende burun-yanak arasındaki bölgede kızarıklık yaptı. Hatta mağazasına gidip bayanlara danıştım, içinde bulunan çinkonun bazen bu tip yan etkileri olabiliyormuş. Ben de doğal olarak bir daha almadım.

Eğer diğer ürünler bana çok lüks, cildim matlaşmasa da güneşten kışın korumasam da olur derseniz, bu ürünler arasından en çok Ultra Facial Oil-Free Gel Cream’i tavsiye ederim. Fiyatı kaliteli bir nemlendirici için çok uygun (Tabii “aaaa, niye öyle diyorsun Nivea da Dove da çok kaliteliiii” diyorsanız, bu postu okumamış farz edin). Bisous.

Eye Candy: Paul Wesley

“A common slang term for visually appealing persons or effects used to draw mass attention is eye candy.[2] The implication is that they are eye-catching in a superficial fashion, for example due to adding an element of sexuality. Like actual “candy“, this addition is seen to be neither nutritious nor substantial, but rather provides a potentially addictive appeal which will sustain the attention of a wider audience, possibly despite their better nature.”

Kaynak: Wikipedia

Evet. Başlıkta ismi geçen şahıs, Wikipedia’nın bu tanımını aynen karşılıyor. Reklamlarını görünce ergen bulduğum,” oh nooo, not another vampire tvshow/movieeeee” diye düşündüğüm ama nasıl olsa tiksinç sahnelerle dolu True Blood’ı bile  izliyorum diyip, 2 sezonunu netten peşpeşe soluksuz izlediğim “The Vampire Diaries”‘in Stefan Salvatore’u o. Uzun zamandır bir aktörü bu kadar beğenmemiştim. Bi 13 yaşımda Brad Renfro’ ya aşıktım ama o da bir-iki yıl önce aşırı dozdan gitti:((

Sadet:

Paul Wesley.

23 Temmuz 1983 doğumlu.

Aslan burcu.

Evli. (Torrey DeVitto ile. Hatta 3. Sezonun mid-season hiatus bittikten sonraki ilk bölümünde bir doktoru oynuyor.)

2. sadet:

Hangi kafede şöyle bir tip oturur ve fincanı şöyle tutar?

Ve çok beğendim Instyle dergisi çekimleri:

Fotoları nette buldum. Kendim scanlemedim. O kadar loser değiliz:)

Artık bu “eye candy” postlarım daha sık olacak kızlar. Eli yüzü düzgün ötesi erkekler blogumda yer alacak. “Yuppiii!!!” dediğinizi duyar gibiyim:)

Blake Lively Diesel Jeans ile

Çok fazla Diesel fanı değilimdir. Markayı gereksiz pahalı bulurum. Kazakları, bluzları, tişörtleri giymekten ağzı burnu kaymış gibi görünür, ki sanıyorum insanlar buna para veriyor?

Jean pantolonları genelde %100 pamuk olur ama bana göre yuvarlak hatlı kızlar, içinde likra olmayan jeanlerle kütük gibi dururlar, kıvrımlarına yazık ederler. Ben jeanlerimi genelde Topshop ve H&M’den alırım ki aşınınca gönül rahatlığıyla çöpe atarım.

Ama Blake’in Diesel jeanini beğendim. Belki siyah olanlarına zaafım var diyedir. Belki sezonda bulursunuz…Belki…

Topuklu postalları da ciciymiş…